Kısa cevap: Dil sorunu yaşamak istemiyorsanız Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İrlanda, Malta, Singapur ve Portekiz gibi İngilizcenin günlük hayata iyice yerleştiği ülkeleri seçin. Orta seviye zorluk isteyenler için Yunanistan, Hırvatistan, Polonya ve Birleşik Arap Emirlikleri iyi bir denge sunar. Japonya, Güney Kore, Fransa'nın küçük kasabaları, Çin ve Orta Asya ise çeviri uygulaması olmadan gerçekten yorucu olabilir. Ben bu ayrımı yaparken "İngilizce biliniyor mu" sorusundan çok, "sorun çıktığında derdimi anlatabilir miyim" sorusuna bakıyorum.
İlk uzun yurt dışı yolculuğumda Amsterdam'a gittim ve dil diye bir mesele olduğunu fark bile etmedim. Kafede, tramvayda, eczanede herkes İngilizce konuşuyordu. Sonraki yıl Japonya'ya gittiğimde aynı rahatlığı bekledim ve Osaka'da bir eczanede alerji ilacı aramak yarım saatimi aldı. Turistik noktalarda değil, günlük hayatın sıradan anlarında zorlanıyorsunuz: yanlış giden bir rezervasyon, kaçırılan bir tren, mide bulantısı.
Bu yüzden dil sorunu turist dostu ülkeler listesi yaparken sadece havalimanı ve otel deneyimine bakmak yanıltıcı. Ben üç ayrı katmana bakıyorum: turistik altyapı (menü, tabela, müze), günlük hizmetler (market, taksi, eczane) ve kriz anı (hastane, polis, sigorta).
| Seviye | Örnek destinasyonlar | Ne bekleyin? |
|---|---|---|
| Çok rahat | Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İrlanda, Malta, Singapur | Neredeyse herkesle İngilizce konuşabilirsiniz; resmi işler dahil |
| Rahat | Portekiz, Estonya, Slovenya, BAE, Filipinler | Şehirlerde sorun yok, kırsalda el kol devreye girer |
| Orta | Yunanistan, Hırvatistan, Polonya, Çekya, Tayland, Malezya | Turistik hatta rahat, mahalle esnafında değişken |
| Zorlayıcı | Japonya, Güney Kore, İtalya'nın güneyi, Fransa'nın kasabaları, Gürcistan | Yazılı çeviri şart; sözlü iletişim sınırlı |
| Çok zorlayıcı | Çin, Vietnam, Özbekistan, Fas'ın iç bölgeleri | Alfabe farkı + çeviri uygulaması bağımlılığı |
Bu tabloya bir de kendi dilimizi ekleyince harita değişiyor. Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs ve Özbekistan'da Türkçe ile şaşırtıcı derecede uzağa gidiyorsunuz. Bosna-Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Bulgaristan'ın bazı bölgelerinde Türkçe bilen esnaf bulmak zor değil. Almanya, Avusturya ve Hollanda'nın büyük şehirlerinde ise Türkçe konuşulan mahalleler var; ben Rotterdam'da bir kez telefonumun şarj aleti için Türkçe pazarlık ettim.
Dil bilmeden de rahat seyahat eden çok insan tanıyorum. Onların ortak yöntemleri şunlar:
Şunu dürüstçe söyleyeyim: sırf İngilizce yaygın diye bir yer seçmek çoğu zaman pahalı bir tercih oluyor. Kuzey Avrupa'nın dil konforu, günlük harcamada bedelini ödetiyor. Bütçeye göre uygun seyahat yerlerini incelediğinizde, aynı paraya Balkanlar'da iki katı gün geçirebileceğinizi görürsünüz; oradaki dil pürüzü ise sandığınızdan küçük.
Aynı şekilde grup türü de belirleyici. Yalnız gidiyorsanız dil bariyeri macera olabilir; küçük çocukla veya yaşlı bir ebeveynle gidiyorsanız aynı bariyer risk haline gelir. Hastane ihtiyacı doğduğunda derdinizi anlatabilmek, manzaradan daha önemli. Vize ve gümrük süreçlerinde de sınırda soru sorulduğunda anlaşabilmek işinizi kısaltır.
Şehir mi kırsal mı sorusu da doğrudan bu konuya bağlanıyor. Aynı ülkenin metropolüyle dağ köyü arasındaki dil farkı, iki ayrı ülke arasındaki farktan büyük olabiliyor. İtalya'da Milano ile Basilicata köyleri aynı deneyimi vermiyor.